Dr. Fazıl Nimet

Dr. Fazıl Nimet

MUTLU EDEREK MUTLU OLMAK

 


Kıymetli Okurlarımız! Bir yazımızla daha sizlerle birlikte olmayı nasip kıldığı için Yüce Rabbimiz’e sonsuz hamd ve şükrederiz.

 

ü     İslâmî Açıdan Fertlerin Davranış Biçimlerinin Önemi Nedir?

Eski deyimle Beşerî Münasebetler, bugünkü söyleyiş ile Davranış Biçimleri insanın dünya saadetinde çok üst seviyede bir öneme haizdir. Allahû Tealâ’nın insanlar için dilediği tek şey her daim mutlu olmamız ve iki cihan saadetine kavuşmamızdır. Bu, daimî zikre ulaşmakla mümkündür ama daimî zikre ulaşmak kolay değildir. Bir Allah dostu olan Yunus Emre diyor ki: “Kırk yıl kazanda kaynadık. Çıkarttılar ‘Pişmemişsin.’ dediler.”

 

Dünyada var olan her şey bizi Allah’ın zikrinden alıkoymaktadır. İblis bize dünyayı peşkeş çekerek bizi zikirden alıkoymak, diğer insanlarla karşı karşıya getirmek, mutsuz ve huzursuz kılmak ister. Peki biz bu dünya hayatında daimî mutluluğu yaşayabilir miyiz? Evet. Etrafımızda kim olursa olsun onlara mutluluk verici bir şekilde davranabilirsek, -o kişiler herhangi bir karşılık vermese dahi- Allahû Tealâ başkalarına verdiğimiz mutluluğun aynısını mutlaka bize de yansıtacaktır!

 

Eğer gün boyu mutlu olmak istiyorsak, o gün boyunca karşımıza çıkan tüm insanlara en güzel biçimde davranmak ve onları mutlu edecek vesileler bulmamız gerekir. Örneğin; karşımızdaki kişiyi Allah’a davet edebiliriz, bize karşı yanlış bir davranış sergilemişse ona karşı öfkelenmeyip hoş görebiliriz, onun kusurlarını örtücü olabiliriz. Daha başka ne olabilir? Tevazu sahibi olup karşımızdakini kendimizden öne geçirebiliriz. Bir tebessümle, bir güzel sözle, bir hediye ile onları mutlu edebiliriz. Karşımızdakini mutlu ederken gerçek mutluluğu kendimize yaşatmış oluruz.  

 

Bazen kişi karşısındaki insana iyilik yapar ama bunu içinden gelmeyerek, istemeye istemeye, zorundalıkmış gibi görür.  Durum öyle bile olsa yapılan davranış Allah katında çok değerlidir. Çünkü burada önemli olan sizin o anki iç dünyanız değil önemli olan karşı tarafa verdiğinizdir. Karşı taraf sizin iç dünyanızı bilmese de, sizin davranışınızdan mutlu oluyorsa siz hedefe ulaştınız demektir. Yani iç dünyanız istemese de, kendinizi insanlara mutluluk verici davranışları sergilemek üzere zorlamanız yerinde bir düşüncedir.

 

ü     Taraflara Karşı Tutumumuz Nasıl Olmalıdır?

Beşerî Münasebetlerde, bir olay karşısında taraf olan her iki guruba da yardım etmemiz esastır. Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Hem zalime hem mazluma yardım etmelisiniz.” diye buyurmaktadır. Mazluma yardım etmek, haklıdan yana olmak gayet doğaldır ama zalime de yardım edip onun zulmünü azaltmamız gerekmektedir. Yani ister mazlum olsun ister zalim olsun, bizden başkalarına sadece yardım ulaşmalı!

 

İki kişi arasında kırgınlık varsa, her iki tarafın gönlünü yapabilmek için, birbirlerine karşı kusurlarını örtebiliriz. Birinin diğerine karşı sevgisini körükleyebiliriz. Yani her iki tarafın kalbini birbirine yaklaştırabiliriz. Taraflardan hak sahibi olana zaten Allahû Tealâ o hakkı Kirâmen Kâtibîn melekleriyle vermiştir, biz de gidip tekrar ona ceza vermek durumunda değiliz. Bizim görevimiz, yetki sahamız başkalarına hadlerini bildirmek değil, insanları mutlu etmektir.

 

İnsanlara kaldıramayacağı yükü yüklemek, tahakküm uygulamak da bir nevî zulümdür. Allahû Tealâ bizden başkalarının alanına girerek, onlara zarar vererek değil, onlara güzel nasihatlerle, örnek davranışlarda bulunarak yardım ulaştırmamızı ister.

 

Peki, Allah’a ulaşmayı dilemeyerek kendi nefsine zulmedenlere bizler nasıl bir yardımda bulunmalıyız? “Allah’a ulaşmayı dileyin. Kendinize zulmetmekten kendinizi kurtarın” diyerek onlara yardım etmeliyiz. Öte yandan bir kişi eğer kendisi Allah’a ulaşmayı dilemiyor başkasının dilemesine de mani oluyorsa; “Bu davranışı sergilemeyin, kurtuluş yalnızca Allah’a ulaşmayı dilemekle mümkündür.” diyerek biz her iki tarafa da yardım edebiliriz.

 

ü     Toplumsal Zulüm ve İlâhî Adalet

Günümüzde davranış biçimlerine baktığımızda hem bireysel hem de toplumsal olarak zulmün ön planda olduğunu görüyoruz. Oysaki Allahû Tealâ’nın kanunları vardır. İlâhi adalet dâima tecelli eder. Her şeyi yaratan, mülkün tek sahibi olan Allah, hiçbir şeyi karşılıksız bırakmaz. Her kim bir başkasına bir mutsuzluk verirse Allahû Tealâ o zulmü o kişiye (muhatap olduğu kişi ya da bir başkası aracılığıyla) ödetir. Allahû Tealâ Hâkimlerin Hâkimi’dir ve Kirâmen Kâtibîn melekleriyle mutlaka hakkı hak sahibine teslim eder.

 

ü     Bireysel Zulüm

Allahû Tealâ insanoğlunu cüz’î irade sahibi kılmak suretiyle seçimlerinde serbest bırakmıştır. İnsanlara Kutsal Kitaplar ve onları açıklayan resûller göndermiştir. Resûller insanlara açıklar: “Allah’a ulaşmayı dileyin, aksi takdirde gideceğiniz yer ateştir.” Kişi Allahû Tealâ’nın emirlerine itaat etmediği takdirde kendi nefsine zulmeder. İnsan sosyal bir varlık olması hasebiyle kendisine zulmettiğinde otomatik olarak başkasına da zulmetmiş olur.

 

Eğer kişi kalben Allah’a ulaşmayı dileyip mürşidine tâbî olursa, Allahû Tealâ o güne kadar işlediği zulümlerin hepsini onun lehine çevirir, günahları sevaba çevirir, mağfiret eder. Böylece kişi kurtulmuş olur. Allahû Tealâ bütün insanlığa bu kapıyı açmıştır.

 

Rabbimizin temel gayesi insanları cezalandırmak değil, onları mutlu etmektir. Allah kullara zulmedici değildir. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:

 

 8/ENFÂL-51: İşte bu, ellerinizle takdim ettikleriniz (kendi yaptıklarınız) sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, kullara zulmedici değildir.

 

İnsan Allah için yaratılmıştır. Allah için olmak, başkası için yaşamak demektir. Bizler sosyal bir varlık olarak diğer insanlarla birlikte yaşıyoruz. Toplumun her bireyi diğeri ile bir elmanın iki yarısı gibidir, tamamlayıcıdır. Bu zihniyet içerisinde olarak; hem kendimiz Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’ın emirlerine itaat etmemiz, hem de başkalarına yardım ederek onlara mutluluk vermemiz lâzım gelir.

 

Hepinizin, etrafındaki tüm insanlara en güzel davranışları sergileyerek sonsuz mutluluklara ulaşması dileklerimizle yazımızı burada tamamlıyoruz.

Allah hepinizden razı olsun.

 

Dr. Fazıl NİMET