Dr. Fazıl Nimet

Dr. Fazıl Nimet

Kur’ân-ı Kerim’i Hidayetle Öğrenmek ve Öğretmek

Esselamu Aleykum ve Rahmetullah ve Berekatuhu,


Sevgili Okuyucular, bundan sonra inşallah “Bid’atler” bölümündeki yazılarımızla sizlerle birlikte olacağız. Bid’at; dînde olmamasına rağmen sonradan ilave edilen / dînde olmasına rağmen tatbikattan çıkarılan uygulamaların bütününü ifade eder. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in buyurduğu üzre: “Bid’at dalâlet demektir. Dalâlet ise insanı cehenneme götürür.” (Müslim, Cuma 463  İbn Mace, Mukaddime-7  İbn Hibban, es sahih)


Günümüzde Kur’ân-ı Kerim’in öğrenilmesi deyince herkesin aklına, Arapça alfabeyi öğrenmek ve tecvitli Kur’ân-ı Kerim okumak gelmektedir. El hakk doğrudur. Allah dostu, İstiklal Marşımızın Yazarı Mehmet Akif Ersoy bu konuyu şu veciz sözleriyle ifade etmektedir:


“İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin! Ne mezarlıklarda okunmak, ne de fal bakmak için! Kur’ân-ı Kerim yaşanmak için indirilmiştir! Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.”
Kur’ân-ı Kerim’i yaşamak için Kur’ân-ı Kerim’in okunması (tilâvet) gerekir. Ama Resûlullah (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki: “Kur’ân-ı Kerim tilâvetle değil hidayetle okunur.” Hidayetle okuyabilmek için Kur’ân’daki kavramları bilmek lâzımdır.


İşte Kur’ân’ın hidayetle okunabilmesi için, bundan böyle yazılarımızda sizlere bu kavramları tek tek açıklayacağız. Hidayetle Kur’ân-ı Kerim i okumayı her devirde devrin imamından öğrenebiliriz. Allahû Tealâ Devrin İmamı’na Kur’ân-ı Kerim’i kolaylaştırmıştır.


Duhan Suresinin 58. âyet-i kerimesi ve A’lâ Suresinin 8. âyet-i kerimesine göre Allahû Tealâ devrin imamının lisanıyla Kur’ân’ı kolaylaştırmıştır.

44/DUHÂN-58: Fe innemâ yessernâhu bi lisânike leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).


İşte böylece O’nu (Kur’ân-ı Kerim’i), senin lisanın ile kolaylaştırdık. Umulur ki onlar tezekkür ederler.


87/A LÂ-8: Ve nuyessiruke lil yusrâ.


Ve kolay gelmesi için Biz (O’nu), sana kolaylaştıracağız.

Allahû Tealâ Kamer Suresinin 17. âyet-i kerimesinde de: “Biz bu Kur’ân-ı Kerim’i zikir için kolaylaştırdık.” diyor.

54/KAMER-17: Ve lekad yessernel kur’âne lîz zikri fe hel min muddekir(muddekirin).


Ve andolsun ki Biz, Kur’ân’ı, zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı?
   
Devrin imamının lisanıyla Kur’ân-ı Kerim kolaylaştırılmışsa, Kur’ân’ın hidayetle, zikirle okunması ancak devrin imamından öğrenilebilir. Bu hakikati bilmeyenler bugün insanları Kur’ân’dan uzak tutmaktadırlar.


İnsanlar; “Biz kim, Kur’ân-ı Kerim’i hidayetle okumak kim? Biz kim, âyetlerin manasını anlamak kim?” diyorlar. Halbuki dünya hayatında kalben Allah’a ulaşmayı dilemek, Kur’ân-ı Kerimi hidayetle okumak için kâfidir. Kur’ân-ı Kerim devrin imamının lisanıyla kolaylaştırıldığına göre her devirde Kur’ân-ı Kerim’i hidayetle insanlara öğreten kişi devrin imamıdır. Ve Kur’ân-ı Kerim’in elif-ba’sı durumunda olan kavramları insanlara açıklayan yine kesinlikle devrin imamıdır. Devrin İmamı Allah tan aldığı öğretiyi insanlara ulaştırmaktadır ve hidayetle Kur’ân’ın okunmasını öğütlemektedir.


Hidayet insan ruhunun dünya hayatında Allah’a ulaşmasıdır. Ama Kur’ân-ı Kerim’de 7 safha hidayet vardır. Kur’ân-ı Kerim’in tamamı 7 safha hidayetle yaşanır.


1.safha hidayet; Allah’a ulaşmayı dilemek
2.safha hidayet; tâbiiyet
3.safha hidayet; ruhun teslimi
4.safha hidayet; fizik vücudun teslimi
5.safha hidayet; nefsin teslimi
6.safha hidayet; irşada ulaşmak, ihlâsa ulaşmak
7.safha hidayet; iradenin Allah’a teslimidir.

İşte hidayetle Kur’ân-ı Kerim’in okunabilmesi için bu 7 safha hidayeti tek tek yaşamak lâzımdır. Allahû Tealâ her devirde Kur’ân’ın hidayetle okunabilmesi için hidayetçiler vazifeli kılmıştır. Her devirdeki hidayetçilerin başında devrin imamı gelmektedir. Tevbe Suresinin 33. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

9/TEVBE-33: Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).


Resûl ünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen odur.

“Müşrikler istemese de Allah resûlünü hidayet ve Hakk dînle (dînin bütün safhalarını izhar etmek üzere) gönderdi.”


Görüyoruz ki Allah resûlünü, hidayetle ve dînin bütün safhalarını açıklamak üzere göndermiştir. Eğer hidayet yoksa dînin yaşanması da mümkün değildir. Dînin yaşanabilmesi için mutlaka kişinin hidayeti öğrenmesi lâzımdır. “Hidayet” günümüz dîn tatbikatında  eksiktir, yanlıştır.


Hidayet için ne deniyor? “Doğru yol.” Halbuki hidayet yol değildir! Sıratı Mustakîm nedir? Ona da “dosdoğru yol” deniyor. Gerçekten sırat kelimesi “yol” anlamındadır. Ama alelâde bir yol değildir. Sıratı Mustakîm; “istikamet üzere olan yol” demektir. Bu yol yolcularını Allah’a ulaştırır. O zaman;


Sıratı Mustakîm = İnsan ruhunu Allah’a ulaştıran yol.


Hidayet = İnsan ruhunun dünya hayatında Allah’a ulaşması.


Bu ikisini birleştirdiğimiz an, Sıratı Mustakîm insan ruhunu hayattayken Allah’a ulaştıran yolun adıdır.


Allahû Tealâ herkesi Kendisine ulaştırmaya davet etmektedir. Kur’ân-ı Kerim 14 asır evvel Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’e inzal olunmuş ve sahabe tarafından A’dan Z’ye kadar öğrenilmiş ve 7 safha hidayetin yaşanmasıyla aynı zamanda öğretilmiştir. Sahâbe hidayeti Asâleten Devrin İmamı olan Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile yaşadı. Her devirde Resûlullah’ın vârisi bir elçi elbette vardır ve o, devrin imamıdır.


Hidayetle Kur’ân’ın okunması, kavramların bilinmesine bağlıdır. Nasıl Arapça Kur’ân’ın öğrenilmesi, Arapça harflerinin bilinmesini gerektiriyorsa, hidayetle Kur’ân-ı Kerim’i öğrenmek için de mutlaka kavramları bilmek lâzımdır. İşte Kur’ân’ın alfabesi durumunda öğrenilmesi gereken kavramlarınların başında “hidayet” geliyor. Hidayeti Allah tan aldığı öğretiyle her devirde açıklayan devrin imamıdır. Onların öğrenilmesiyle kişi Kur’ân-ı Kerim’i okumaya başladığı an, artık Kur’ân’la konuşmaktadır. Kur’ân Allah’ın kelâmı olması hasebiyle o artık Allah’la konuşmaktadır.


Yazımıza Hak aşığı, Allah’ın sevgili dostu, yaşadığı dönemde Devrin İmamı olan Yûnus Emre’nin şu dizeleriyle son veriyorum:

“Kadılar mollalar cümle geldiler,
Kitapların hep bir yere koydular,
‘Sen bu ilmi kimden aldın?’ dediler
Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.”
*******************
“Medreseler müderrisi, okumadılar bu dersi
Gönüllere yazılır, bu Kitabın suresi.”

Allah hepinizden razı olsun.
Dr. Fazıl Nimet
fazilnimet@yahoo.com