Dr. Fazıl Nimet

Dr. Fazıl Nimet

Din kardeşi olmak

davet, düşmanlıktır. Taha-123’te düşmanlığın dünya hayatıyla başladığı bize bildirilmektedir.

20/TÂHÂ-123: (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetçime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

İnsanların en büyük düşmanı şeytandır. Şeytan nefsimizin manevî kalbindeki afetlere tesir ederek devamlı bize günahlar işletirmektedir. İşlenen her günah, fert hayatı için bir zulüm ve toplumsal hayat için zehirdir. Fizik vücudun kumandanı akıldır. Aklın iki müşavirinden birisi şeytanın temsilcisi nefs ile ikincisi Allah’ın temsilcisi ruhtur.

Ruh devamlı akla Allah’ın emirlerini yapmayı ve yasaklardan kaçınmayı telkin ederken şeytanın temsilcisi nefs Allah’ın emirlerine isyan etmey, yasakları (günahları) devamlı işlemeyi emreder. Akıl hangi ortamda şuurlanmışsa o istikamette karar verir vücut ülkesini o istikamette kullanır.

Örneğin akıl Allah’ın emirlerinin yapıldığı ve yasaklarının işlenmediği bir yerde şuurlanmışsa devamlı olarak ruhun taleplerine yeşil ışık yakacak ve kişi hayır işliyecektir. Ama Allah’ın emirlerine isyan edilen, yasaklarının işlendiği çevrede akıl şuurlanmışsa devamlı olarak nefsin isteklerine yeşil ışık yakarak kişinin günahlar işlemesine sebep olur. Bu sebeple mu’minin en büyük düşmanı şeytan ve şeytanın nefsimize işletirdiği günahlardır.

Vücudumuz aklın kumandasında, kalbin rotasında ahiret ve dünya saadetine doğru yol alır. İnsanın rotası Allah ise kaptan olan aklın ruhtan aldığı emirlerle gemiyi selâmetle hedefine ulaştıracaktır. Peygamber Efendimiz hadîsinde: “İslâm Nuhun gemisidir, gemiye binen kurtulur.” buyuruyor. Nuh (A.S), Allah’ın tasarrufunda olması hasebiyle verdiği emirler Allah’tandır. Kişi aklı ile bu emirleri tatbik ederse, kalbin gösterdiği rotada (Sırat-ı Mustakîm’le) Allah’ın zatı olan hedefine ulaşacak ve ruhunu Allah’teslim edecektir. Ama kişi hevasına (nefsine) tâbî olursa emirleri şeytandan alır, günahlar işlemeye devam eder, bunun neticesinde gemi batar.

Adavetten (düşmanlıktan) kurtulmak için hidayeti (Allah’a ulaşmayı) dileyerek hidayetçiye tâbî olmak farzdır. Düşmanlık, tembellik ve cehaletten kurtulmak ancak hidayetle mümkündür. Cehalet bilgisizlik değildir. Cehaletin babası sayılan Ebu Cehil, kavminin bilginlerindendi. Fakat Allah’a ulaşmayı dilemediği için Allahû Tealâ’dan Enfâl-29’a göre hakla batılı birbirinden ayıran furkanları alamadı.

8/ENFÂL-29: Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

Peygamber (S.A.V) Efendimiz hadîsinde: “ Îmân etmedikçe cennete giremezsiniz birbirinizi sevmedikçe mu’min olamazsınız.” Buyuruyor.

14 asır evel birbirinin can düşmanı olan sahâbe, Allah’a ulaşmayı kalben dileyerek Allah’ın ipi olan Sırat-ı Mustakîm’e sarıldılar ve Allahû Tealâ kalplerini telif ederek onları birbirine can kardeşi kıldı.

3/ÂLİ İMRÂN-103: Ve hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve fırkalara ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; hani o zaman siz birbirinize düşman idiniz. (Sonra Allah), kalplerinizi uzlaştırdı da O’nun bu ni’meti ile artık kardeşler

oldunuz. Siz, ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da (Allah), sizi ondan kurtardı. Allah, size âyetlerini böyle beyan ediyor ki; böylece hidayete eresiniz.