Dr. Fazıl Nimet

Dr. Fazıl Nimet

Kalbin Nurla Dolması

 

Daimî zikirle nefsimizin manevî kalbi tamamen nurlarla dolduğunda, fizik vücudun bütün azaları artık Allah içindir.

Buna karşılık nefsinin manevi kalbi zikirsizlik sebebiyle kasitûn olan, bir daha açılmayacak şekilde tab edilenler, yeryüzünde fesat çıkaran şeytanın dostları ve kulları olan zalimlerdir.

Öyleyse kalbin bütünüyle afetlerden daimî zikirle temizlenmesi [Allah’ın bütün emirlerine itaat ve yasak ettiği fiillerin işlenmemesi] için bize düşen görev nedir?

 

Başlangıç noktasında herkes dalâlettedir.

Kişi başlangıçta devamlı olarak nefsinin emirlerini yerine getiren bir yapıya sahiptir.

Ruh ise Allah’ın vücuttaki temsilcisidir ve fizik vücuda devamlı olarak Allah'ın emirlerini ulaştırmaktadır.

Nefsin manevî kalbinde, kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, gıybet, zan, iptilâlar, vefasızlık, mürailik, fitne ve fesat olmak üzere toplam 19 tane hastalık vardır.

Dış düşman olan iblis bu 19 tane hastalığa başlangıç noktasında %100 tesir eder.

Nefs, taleplerini fizik vücuda yaptırmak için devamlı olarak akla ulaşır.

Ruh da Allah'ın emirleriyle akla ulaşır.

Sonuçta akıl hangi ortamda şuurlanmışsa onun gereğini yerine getirecektir.

 

Başlangıç noktasında herkes nefsinin emirlerine tabidir.

Allahû Teâlâ, en şerefli varlık olarak yarattığı insanı, ahiret ve dünya saadetine ulaştırmak için, katından bütün emirlerini muhtevasına alan ve yasakların hepsini içeren kitaplar ve bu kitapları öğreten Resûlleri hidayetle gönderir.

Her devirde yaşayan insanların içerisinde hidayete erdiren Devrin İmamı mutlaka vardır.

Nebîlerin yaşadığı dönemde asâleten Devrin İmamı Allah'ın peygamberidir. Nebîlerin olmadığı dönemlerde ise Allah, vazifeli kıldığı Resûllerinin arasından bir tanesini, hidayete erdirmek üzere, vekâleten Devrin İmamı olarak seçer.

Allahû Teâlâ bu Resûlleri beş tane görevle vazifeli kılmıştır.

 

2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).

Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resul (Peygamber) gönderdik ki; ayetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Birinci görev ayetleri tilavet etmek, ayetleri açıklamaktır. Ayetlerin açıklanmasında en önemli faktör, Allah'ın bize üfürdüğü ruh emanetinin hayattayken sahibi olan Allah'a ulaştırılması, teslim edilmesidir. Kuran’ı Kerim’e baktığımız zaman Rabbimiz bu istikamette açıkça bizi uyarmaktadır.

 

30/RÛM-8: E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).

Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab’lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) inkâr edenlerdir.

 

13/RA'D-2: Allâhullezî refeas semavâti bi gayri amedin terevnehâ summestevâ alel arşı ve sehhareş şemse vel kamer(kamere), kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), yudebbirul emre yufassılul âyâti leallekum bi likâi rabbikum tûkınûn(tûkınûne).

Görmekte olduğunuz semaları (gök katlarını) direksiz olarak yükselten Allah’tır. Sonra arşa istiva etti. Ve Güneş'i ve Ay'ı emri altına aldı. Hepsi belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. İşleri düzenleyip idare eder. Ayetleri ayrı ayrı açıklar ki; böylece Rabbinize mülâki olmaya (ölmeden evvel ruhunuzu Allah’a ulaştırmaya) yakin hasıl edersiniz.

 

İster devrin imamı olsun, ister kavim resûlü olsun, ister Allah'ın irşadla vazifeli kıldığı birisi olsun, birinci görev olan âyetlerin tilavetinden murat, onların dünya hayatını yaşarken Allah'a mülâki olmaya yakin hâsıl etmeleridir.

 

Kalbe nurun girmesi

Allahû Teâlâ, Allah'a mülâki olmaya yakîn hâsıl ederek ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin üzerine Rahmân esmasıyla tecelli eder.

Ona 7 furkan verir.

Beşinci furkan ile kalbinin üzerindeki idrake mani olan engeli (ekinneti) alır.

Altıncı furkan ile fıkıh hassasının mührünü açar.

Yedinci furkan ile de ihbatı koyar.

Böylece o kişi, ekletmeye, idrak etmeye başlar.

Allah’ın kişinin kalbini nurlu kılması bir sebebe bağlıdır.

Allah, her şeyi bir sebep ve sonuç tahtında vücuda getirir.

Burada sebep; bir insanın ruhunun talebine uyarak Allah’a ulaşmayı dilemesidir.

Kişi bu dilediği takdirde Allah, Rahmân esmasıyla tecelli eder ve peş peşe 7 tane furkan verir. Sonra Allah, kişinin kalbine hidayetle ulaşır ve kalbini Kendisine çevirir. Arkasından o kişinin kalbine giden rahmet yolunu açar. Ve o kişi zikretmeye başladığı an, salâvat taşıyıcısı ile Allah’ın katından gelen rahmet nurları o kişinin kalbine girer.

Nurlar kalbe girdiği zaman karanlıklar çıkar ve böylece kişi huşû sahibi olur.

Huşû sahibi olan kişi, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece hacet namazı kılarsa Allah ona mürşidini gösterir.

Bir insan mürşidine tâbî olduğunda Allah’tan 7 ni’met alır.

Böylece o kişi Allah’ın emrettiği muhteva içinde nefs tezkiyesine başlar.

 

2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr (nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât (zulumâti), ulâike ashâbun nâr (nâri), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).

Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları tağuttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

 

Nefs tezkiyesiyle zulmetten nura çıkan kişinin kalbi %51 nurlanır.

Henüz kalpte %49 karanlık vardır.

Kişi 24 saatlik zaman diliminden 12 saat ve daha fazlasını zikirle geçirirse, kişinin kalbi zühd kademesinde %81 nurlanır.

Fizik vücudun teslimi olan Muhsinler kademesinde kalp %91 nurlanır.

Kalbin %100 nurlanması, yani kalbin nurlarla dolması daimî zikirle mümkündür.

Devrin imamının 4. görevi âyet-i kerimede zikredildiği gibi hikmeti öğretmektir.

Daimî zikir hikmet kademesidir.

Hikmet kademesinde kişi nefsini Allah’a teslim etmiş ulûl’elbab olmuştur.

Ulûl’elbab kademesinin tamamlanmasıyla nefsin kalbi nurlarla dolar.

Böylece nefs de Allah’a teslim olur.

 

Dr. Fazıl nimet fazilnimet@yahoo.com